Okullarda Şiddet Bireysel Öfke Patlamaları ile Açıklanamaz Düzeye Gelmiştir!
Yasemin ŞENGÖR
Okullarda yaşanan şiddet eylemleri, gerek birey gerekse toplum psikolojisini derinden etkileyen, örseleyici yaşantılardır. Bugün geldiğimiz noktada bu olayların yalnızca bireysel öfke patlamalarıyla açıklanamayacak kadar büyüdüğü ortadadır. Okul saldırılarının daha yıkıcı ve karmaşık bir hâl aldığı açıkça görülmektedir. Bu durum, hem eğitim camiası hem de toplum açısından son derece kaygı vericidir.
Son günlerde art arda yaşanan ve basına yansıyan okul saldırıları, şiddetin münferit olmaktan çıktığını göstermektedir. Son eylemler, çoğu zaman daha organize ve kitlesel hareketlere benzer bir yapı sergilemektedir. Böylesi bir tablo, eğitim ortamlarının güvenliği konusunda ciddi endişeleri de beraberinde getirmiştir.
Okulların içine şiddetin bu denli organize biçimde sızması, yalnızca bireysel sapmaların değil, toplumsal çözülmenin de bir işareti olarak görülmelidir. Fail profilleri söz konusu olduğunda, bireysel nedenlere odaklanılır. İnsanlar travmatik etkilerle, yapılan şiddet eylemini bir gerekçeye dayandırmaya çalışır. Aile içi iletişim eksikliği, ekonomik zorluklar, sosyal medyanın olumsuz etkileri, akran zorbalığı ve bireyin kendini ifade edememesi ilk akla gelen faktörlerdir. Ancak meseleyi yalnızca bu başlıklarla sınırlamak ya da sorumluluğu tek bir alana yüklemek, sorunu basitleştirmek olur. Bugün ihtiyaç duyulan şey, daha geniş ve daha dürüst bir bakış açısıdır.
Şiddeti sıradanlaştıran televizyon içeriklerinden, dilimize yerleşen ve anlamı aşındırılan kavramlara; anlaşmazlık karşısında iletişimi değil kabalığı ve güç gösterisini tercih eden tutumlardan, toplumsal hoşgörü eşiğinin giderek düşmesine kadar uzanan geniş bir etki alanı söz konusudur. “Suça sürüklenen çocuk” gibi kavramların yerli yersiz kullanımı bile, zaman zaman sorumluluğun bulanıklaşmasına yol açmaktadır. Bu nedenle meseleye yalnızca “aile suçu”, “kişilik sorunu”, “psikolojik problem” ya da “münferit olay” diyerek yaklaşmak, çözümü ertelemekten başka bir işe yaramaz.
Artık suçlu aramaktan çok, sorumluluk üstlenme zamanıdır. Her bireyin, her ailenin ve her kurumun kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Ben bu sorunun neresindeyim?” Çünkü şiddet, çoğu zaman görmezden gelinen küçük kırılmaların birikimiyle büyür.
Öğretmenin İtibarını Geri Verin
Bu noktada eğitim sisteminin en önemli unsurlarından biri olan öğretmenin konumu ayrıca ele alınmalıdır. Öğretmen bugün, itibarsızlaştırmayla karşı karşıyadır. Saygınlığın ve otoritenin tanınmadığı yerde “Çocuğumun hakkını savunuyorum, bana her şey mübah!” düşüncesi, yer yer ölçüsüz ve saldırgan tutumlara dönüşebilmektedir. “Çocuğumun hakkını savunuyorum, bana her şey mübah!” düşüncesi, yer yer ölçüsüz ve saldırgan tutumlara dönüşebilmektedir. Öğretmenler sürekli şikâyet edilme tehdidi altında mesleklerini icra etmeye çalışmaktadır.
Şikâyet mekanizmalarının kontrolsüz ve bilinçsiz kullanımı, öğretmen-veli ilişkisini zedelemektedir. Eğitim ortamında otorite ve güven dengesini bozmaktadır. Otoriteye karşı gelme sorunu öğrenciden çıkmış, veliler de tehlikeli biçimde gözlenen bir hal almıştır. Öğrenci merkezli eğitim anlayışı, yanlış yorumlandığında öğretmeni değersizleştiren bir yapıya evrilebilmektedir. Oysa sağlıklı bir eğitim ortamı, öğretmenin saygınlığını koruyan, öğrencinin haklarını gözeten ve veliyi sürece bilinçli şekilde dahil eden dengeli bir yapı gerektirir.
Unutulmamalıdır ki öğretmenin itibarsızlaştırıldığı bir sistemde disiplin zayıflar. İletişim kopar ve bu boşluk çoğu zaman şiddetle doldurulur.
Konu Çok Boyutlu Biçimde Ele Alınmalıdır
Okullarda şiddet, bireysel öfke patlamalarının çok ötesine geçmiş, toplumsal bir sorun hâline gelmiştir. Bu sorunun çözümü de tek bir kurumun ya da bireyin çabasıyla mümkün değildir. Aileden medyaya, eğitim politikalarından toplumsal değer yargılarına kadar geniş bir alanda ortak bir bilinç ve sorumluluk geliştirilmelidir.
Daha güvenli, daha sağlıklı ve daha insani bir eğitim ortamı için önce şiddeti normalleştiren tüm unsurlarla yüzleşmek; ardından da saygı, empati ve sorumluluk temelli bir yaklaşımı yeniden inşa etmek zorundayız. Ancak o zaman okullar, gerçekten olması gerektiği gibi güvenli ve geliştirici birer yaşam alanına dönüşebilir.
Yasemin Şengör
Eğitimin Gündemi Haber Portalı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.