Çözümü Gelmedikçe Perçinleşen Sorun: Öğretmene Şiddet
Öğretmene şiddet konusu ulusal düzeyde çözüm alarmı veriyor. Eğitim çalışanlarına karşı saldırganlığı önleyecek bir mekanizma daha fazla geciktirilmeden hayata geçirilmelidir.
Bu gidişle “Öğretmenler olarak artık çok dikkatli olun!” diye görünmez uyarı tabelaları asacağız, hayatımıza. Hatta ekleyelim: “Bir zahmet, kendi başınızın çaresine bakın!” diye. Zira seçim eğitiminde devletin memuru tarafından hakarete uğrayacak, devletin hakiminden tehdit yiyecek kadar korkunç bir karanlığın tam ortasına atıldık! Hatta bununla kalmadık; destek için en çok güveneceğimiz yerlerde yapayalnız bırakıldık.
Eğitim çalışanlarının arkasında sağlam bir duruş olmayınca, öğretmenin saygınlık kaybı topluma adeta sindi. Öyle ki öğretmen, her kesimde bir saldırı nesnesi halini aldı. “Sınıfta cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.” derken, “öğretmene istediğimi yapabilirim.” zihniyetine evrildik. Tam da bu noktada asıl endişeyi “karşınızda öğretmen varsa her şeyi yapabilirsiniz” gibi tehlikeli bir algının kaynağı yaratıyor. Söze bakılırsa çoğumuz öğretmene şiddeti kınıyoruz ama iş eyleme gelince kimse ortalarda görünmüyor. Öğretmen maalesef ki sosyal ve yasal statüde yalnız bırakılmıştır. Tabii yiğide hakkını da vermek gerekir; Eğitim Gücü Sen, eğitim çalışanlarına dönük şiddet eylemleri karşısında çözüm üretme ve harekete geçme noktasında öğretmenin yiğitliğini, sendikal sorumluluğun hakkını vererek üstleniyor.
Dikkat edin: en çok güvenmek istediklerimiz “öğretmene dönük şiddet” dediğinizde bıçak gibi susuyorlar. Dün “öğretmeni şikayet hatları” ile sorunun pimini ateşleyen duyarsızlık, bugün bizleri “sessizlik”le imtihan ediyor! Gelecek nesilleri yetiştiren öğretmenler her tür saldırının hedef tahtası yapılırken; neredesiniz ey büyüklerim!
Sözlerimde hata varsa sorarım: Peki öyleyse, geleceğimizin mimarı gibi bir misyonu yüklediğimiz öğretmenlerimize bir seçim memuru “seçim günü aptal aptal sorular sormayın!” gibi hadsiz bir cümleyi nasıl kuruyor? Bu cesareti kendinde nasıl buluyor? Dahası onuruyla tepki verenleri, hukuk dediğimizde en çok güveneceğimiz insanlar “soruşturma” ile nasıl tehdit edebiliyor?
Saldırganı Durduracak Mekanizma Nerede?
Öğretmene şiddet konusu, “öğretmene karşı birikmiş bir öfke ve nefret” sorunu halini aldı. Bu saatten sonra göz ardı edilemeyecek dereceye geldi. Sorunun çözümü üzerinde düşünme seviyesinde neredeyiz, bilmiyorum ancak ulusal düzeyde çözümün hayata geçirilmesi evresini çoktan geçirmiş görünüyoruz. Tabiri yerindeyse öğretmene şiddet 4. seviye tehlike alarmı veriyor. Yaşadıklarımız, “bu sorunu ulusal düzeyde çözün” diyor.
Öğretmene dönük öfkenin dışavurumu, artık tartışmasız biçimde son derece üzücü ve yıkıcı boyutlara ulaştı. Düşünün: “ülkem için” diye gittiğiniz eğitim salonlarından hakarete uğrayarak çıkıyorsunuz! Bu yıkıcı öfkeyi engelleyecek bir durdurma mekanizması olması gerekiyor. İnsanlar, öğretmen karşısında durup on kere düşünmeli. Bir eğitim çalışanına en küçük hakaretin sonuçlarını göze alamamalı.
Görünen o ki öğretmenin saygınlığını geri vermek zorundayız. Günümüz stres çağında öğretmen, bireylerin yıkıcı öfkelerini rahatlıkla yansıttığı bir hedef olmaktan çıkmalı. Yoksa bu öfke etrafını yıkmaya devam ettikçe eğitim sistemimizi bir enkaza çevirecek!
Yasemin Şengör
Eğitim Gücü Sen Samsun İl Sekreteri
Eğitimin Gündemi Haber Portalı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.