Kadın Mücadesinde Geldiğimiz Son Nokta: Kadının Yüzü Yok!
Kutlama seramonilerine dönüştürülen 8 Mart, aslında korkunç bir acının da tarihidir. Zira zemininde 129 kadının şaibeli bir yangında can verdiği bir insan hakları mücadelesi vardır. Ancak insan haklarının kadın veya erkek konusu olmadığını, bu konuda cinsiyetçi bir ayrımın yapılamayacağını kabul edersek; 8 Mart 1857 tarihi, sadece kadın hakları mücadelesinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilmemelidir. Kadın işçilerin çalışma koşullarını ve adaletsizliği protesto etmek için başlattığı mücadelede insan hakları mücadele tarihinde de kara bir gün olarak daima anılmalıdır.
Buradan yola çıkarsak kadın hakları mücadesinin aslında bir insan hakları davası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yine de alışılagelmiş biçimde, kadınlar özelinde konuya yaklaşırsak; günümüzden 167 yıl önce bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak tarihe geçmiş bir mücadelenin aslında hala sürdüğünü görebiliriz. O gün kadınlar özelinde başlatılmış bir insan hakları davası, kadının bu dünyada mevcut potansiyelleri ve özgür iradesiyle yer bulma savaşımı insanlık tarihi kadar da eskidir. Nitekim insanlık tarihinde kadının güçsüz ve zayıf algılanarak, bir yandan da doğurganlığı kutsanarak toplumda bir konuma yerleştirilmesi eski çağlara dayanır.
Kadınlık tarihi, kadının hiçbir yasal yetkisinin olmadığı Antik çağlar, kadının Tanrıçalaştırıldığı dönemler ya da ikincil bir cinsiyet gibi ötekileştirildiği Ortaçağ karanlığından toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarına dek uzanır. Bugün geldiğimiz noktada kadının hak mücadelesi bir yanıyla hep karanlıkta kalan bir konudur. Dünyada her dönemde ve kültürde kadın; hak sınırlarına, kısıtlamalara, gerçek bir haksızlığa ve hatta insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştır. Bugün bu insanlık dışı muamelerin timsali Sarah Baartman’ ın bedeni Fransa’ da bir utanç abidesi olarak hala sergilenmektedir! İşin çok daha acı gerçeği insanlık, o utanç abidelerine sürekli yenilerini eklemeye devam etmektedir.
Kadının Adı Yok’lardan Kadının Yüzü Yok’lara
Kadınları karanlık zihniyetlerin odağı yapanlar, onları erkekten aşağı ya da erkek için yaratılmış, ikinci bir cinsiyetmiş gibi görmekten vazgeçmiyorlar. Bazı zihniyetler Ortaçağ karanlığını adeta devam ettiriyor. Kadını tutsaklaştırmaya, insan hak ve hürriyetlerinden, çalışma özgürlüğünden, üretme isteğinden mahrum bırakmaya çalışan eril zihniyet, varlığını her yerde hissettirmeye devam ediyor. Kadın sorunsallarının temelde bir insan hak ve özgürlüğü problemi olduğunu haykırmaya devam ettikçe, karanlık ve korkunç, kadın haklarına düşman bir zihniyet, yıkıcı felsefesini “kadının adı yok’lardan kadının yüzü yok’lara” çeviriyor. Zaman zaman ortaya atılmaya çalışılan “karma eğitim” tartışmalarından tutun da kadının kamu yaşamındaki haklarına dek tartışma konuları, toplumsal cinsiyet esşitliğini yok sayan arka planıyla endişe yaratan boyutlara ulaşıyor.
Biz kadınlar, birbirimiz için endişelensek de korkumuz yok! Zira insan olarak hak ve özgürlüklerimizden vazgeçmeyeceğiz. Söz söyleme, çalışma, üretken bireyler olarak topluma katılma, okuma ve yaşama hürriyetimizi terk etmeyeceğiz. Çünkü onurlu bir yaşam insanın hak ve hürriyetlerine sahip çıkmasıyla mümkün.
Yasemin Şengör
Eğitimin Gündemi Haber Portalı sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.